Engin KAYAR/ Çalışanın Sesi

Herkesten önce, her şeyden haberiniz olsun.
Bakış açımıza göre şekillendirdiğimiz, benimsediğimiz ve uygulamaya çalıştığımız bir yönetim dersi de bizden:

Ofise girdiğinizde işittiğiniz seslerden bahsetmiyorum elbette...

Ben, çalışan devir oranını takip edip buna dair bir yorum getirmeye çalışan müdür arkadaşlardan bahsediyorum.

Çalışan birini elde tutmak mı gerekiyor, yoksa çalışan zaten çalışmaya meyilli mi?
Onun ruh hali nerede, hangi seviyede?
Tüm bunları anlamanın oldukça basit bir yolu var.

Aşağıdaki açıklamaları okuyun ve çalışanın ne yaptığına dikkat edin:


1. Seslenme

Eğer bir çalışan, sürekli yaptığı işin nasıl daha iyi yapılabileceğini söylüyor,
Sürekli önerilerle başınızı ağrıtıyor,
Yapılan işleri farklı bir açıdan irdeleyip yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışıyorsa,

İşte bu çalışan, şirketlerde aranan kişilerdendir.

Aramıyorsanız da şimdi tam zamanı!
Çıkın, şirkette bu tür çalışanları aramaya başlayın.
Yoksa birkaç tane edinmenin yollarını bulun. 😊


2. Verilen İşi Yapma

Eğer çalışan, sadece verilen işleri zamanında yapıyor,
İşini sonuna kadar takip edip sonuçlandırmaya çalışıyorsa,

Bu çalışan da şirketlerde aranan kişilerdendir.
(Fark ettiyseniz bu profilde "seslenme" yok.)


3. Verilen İşi Savsaklayarak Yapma

Eğer bir çalışan, verilen işleri zamanında yapamıyor,
İşini sonuna kadar takip etmekte zorlanıyor ve
Mazeret üretmekte olağanüstü bir çaba gösteriyorsa,

İşte bu çalışanı şirketlerde aramayın.
Ben yerini söyleyeyim:
Dış kapının eşiğinde, ayak izlerinden tanırdınız... zamanında baksaydınız.

Bu çalışan, "istifa"nın eşiğindedir.
İK birimi, deftere artı bir işareti koyup Excel çalışma sayfasını kapatmak üzeredir.

Peki... Seslenme ile başlayan bu süreç neden bazı çalışanlarda zamanla kaybolur ve yerini sessizliğe bırakır?
Çünkü bir çalışanın iş yerinde kalma sebebi ile ayrılma sebebi aynı maddeye farklı pencerelerden bakmaktır.

Çalışanlar, dört temel unsur eksildiğinde yavaş yavaş bir sonraki aşamaya geçer.
Yani seslenen biri bir süre sonra sadece verilen işi yapmaya, oradan da işi savsaklamaya ve en sonunda da istifaya yönelir.

İşte bu dört unsur:


1. Yaptığın İşin Bir İşe Yaraması (Anlam)

Bir çalışan, yaptığı işin sonuç ürettiğini, değer yarattığını hissetmeli.
Eğer yaptığı işin ne şirket için ne de toplum için bir anlamı kalmamışsa, çalışan yavaşça motivasyonunu kaybeder.

📌 Örnek:
Bir mühendis, her hafta hazırladığı raporların hiç okunmadığını, karar süreçlerinde dikkate alınmadığını fark ettiğinde, bir süre sonra sadece isteneni yapmaya başlar. Artık fikir üretmez, çünkü işe yaramadığını görmüştür.


2. Yaratıcılık (Katkı Sunma Alanı)

Çalışan, kendi işine dokunabildiğini, yeni fikirler geliştirebildiğini ve bu fikirlerin değerlendirildiğini görmeli.
Yaratıcılığın önünün kapalı olduğu bir ortamda, çalışan giderek sıradanlaşır.

📌 Örnek:
Bir satış temsilcisi, müşteri memnuniyetini artıracak bir öneri sunduğunda “sen işine bak” cevabı alıyorsa, ikinci kez fikrini söylemez. Artık “verilen işi zamanında yapan” birine dönüşür.


3. Kuralların Herkese Eşit Uygulanması (Adalet)

Çalışanlar, iş yerinde kuralların adil ve şeffaf bir şekilde uygulandığını görmeli.
Ayrıcalıklar, kayırmalar ve çifte standartlar moral bozukluğuna neden olur.

📌 Örnek:
Bir çalışan, toplantıya geç kaldığında uyarı alırken, başka bir çalışanın sürekli geç gelmesine göz yumulduğunu görüyorsa, sistemin kendisine karşı olduğunu hisseder. Bu da işi savsaklamaya başlama sürecini tetikler.


4. Adil Ücret Politikası (Karşılık)

Emek, bilgi ve çaba adil bir şekilde ücretlendirilmelidir.
Benzer sorumlulukları olan çalışanlar arasında ciddi maaş farkları olduğunda, sadakat zedelenir.

📌 Örnek:
Aynı iş tanımına sahip biri, sadece “tanıdık” olduğu için daha yüksek maaş alıyorsa, diğer çalışan, kendisine “neden burada kalayım?” sorusunu sormaya başlar. Bu da istifanın eşiğidir.


Özetle:

Bir çalışan artık seslenmiyorsa, o iş yerinde yukarıdaki dört unsurdan biri ya da birkaçı eksiktir.
Müdürlerin en önemli görevlerinden biri de, bu sinyalleri zamanında fark etmek ve gerekli ortamı yeniden yaratmaktır.

Unutmayın:

İstifa kararı, tek bir güne ait değildir.
Bu birikimli bir sessizliğin, işitilmeyen bir “ses”in, karşılığı verilmeyen bir çabanın sonucudur.


Tavsiye Özeti:

Pozisyonu ne olursa olsun, müdürlerin temel görevlerinden biri (bence ikinci en önemlisi):

Çalışanların sesini duymaktır.

(Birincisi “gerçekleri görmek”tir.)


Siz en son ne zaman bir "ses" duydunuz?


Beni dinlemeye devam edin.
Değişime alışık olmayabiliriz...
Ama alıştırabiliriz.


Keep calm and mutate
Soğukkanlı olun ve değişin.


Engin KAYAR/ Çalışanın Sesi

Share this:

CONVERSATION

0 yorum:

Yorum Gönder