Engin KAYAR / İdareten yapmak...
Başarı, Sebepler ve Seçimler Üzerine Bir Bakış
Bakış açımızı şekillendiren değerler vardır. Beğendiğimiz ve uygulamaya çalıştığımız yaklaşımlar aslında bizi anlatır. Başarı dediğimiz olgunun altında birçok sebep yatar; ama esas mesele, bu sebepler arasında hangisinin daha etkili olduğunu anlamaktır.
Hangi işi yaparsanız yapın, hangi sistemi kurarsanız kurun, o sistemi işleten de, etkisini artıran veya azaltan da, onu verimli kılan da, sadece bizleriz. "Mış gibi" yapan, mazeret üreten, işi idareten sürdüren, başarıyı sahiplenen ya da başarısızlığı bir başkasına yamamaya çalışan da yine biziz. Risk alan, detayda boğulan, yukarıdan bakan, çabuk öğrenen, kurum kültürünü içselleştiren, çevreye duyarlı olan da…
İşte tüm bu davranış biçimleri, işletmenin başarıya mı yoksa başarısızlığa mı gideceğini belirleyen etkenlerdir. Ancak bunların içinde beni en çok düşündüren, hatta en acı veren durum, çalışanların "idareten" iş yapmasıdır.
Ben şahsen hayatta hiçbir şeyi idareten yapmadım. Bana sorarsanız, başarının anahtar kelimesi, işine tutkuyla sarılan kişidir. Çünkü tutkuyla yapılan iş, sıradanlıktan çıkar, anlam kazanır.
Ama burada bir soru karşımıza çıkar:
Bir insanı bir işe tutkuyla bağlamak mümkün müdür?
Yoksa bu yalnızca gönüllülüğe mi dayanır?
Daha da ötesi; kurallara gönülden bağlı çalışanlar yaratmak mümkün müdür?
Kurallara gönülden bağlılık nedir, açıklamak isterim. Basit ama çarpıcı bir örnekle:
Trafikte kırmızı ışıkta durduğunuzu düşünelim. Durma nedeninize göre kurallara olan bağlılık seviyeniz değişir:
-
Ceza yememek için duruyorsanız, bu bir tür dışsal motivasyondur.
-
Aracınız zarar görmesin diye duruyorsanız, bu da fayda temellidir.
-
Ama bir başkasına zarar vermemek için duruyorsanız, işte bu gönülden bağlılıktır.
Gerçek bağlılık, işte bu seviyede başlar.
Her şey bir seçimle başlar.
Ve daha etkili olması adına İngilizce olarak da ifade edelim:
"Everything begins with choice."
Ama burada başka bir mesele daha var:
Bir insan tutkuyla çalışmayı seçebilir mi?
Bence hayır. Çünkü tutkuyla çalışmak bir tercih değil, bir içsel itkidir. Ruhun derinliklerinden gelir. Zorla oluşturulamaz, yalnızca yeşertilmesine uygun bir ortam hazırlanabilir.
Çalışanların bir işe tutkuyla bağlanması için işyerlerinde dört temel unsurun varlığı şarttır:
-
Adaletli bir ücret politikası,
-
Kuralların herkese eşit şekilde uygulanması,
-
Yapılan işin anlamlı ve bir işe yarar olması,
-
Yaratıcılığın serbest bırakıldığı bir ortam.
Bu dörtlü sağlandığında, tutku bir sonuç olarak kendiliğinden doğar. Çünkü insan, değer gördüğü yerde daha iyisini vermek ister. Güvende hissettiği yerde risk alır. Anlam bulduğu yerde bağlılık gösterir.
Matrix filminden ilhamla söylersek:
"Choice is an illusion, created between those with power and those without."
(Seçim bir yanılsamadır; gücü elinde tutanlarla tutmayanlar arasındaki farktır.)
Tutku, gerçekten içten gelen bir enerjidir.
Siz en son ne zaman bir işe tutkuyla sarıldınız?
Eğer bu soruya hemen bir yanıt veremiyorsanız, durup düşünmeye değer...
Beni dinlemeye devam edin. Değişime alışık olmayabiliriz, ama zamanla alışabiliriz.
Küçük adımlarla başlar her şey.
Keep calm and mutate.
(Sakin olun ve dönüşün.)
Çünkü her şey değişimle başlar. Ve gerçek değişim, içeriden dışarıya doğru gerçekleşir.
Başarı, Sebepler ve Seçimler Üzerine Bir Bakış Bakış açımızı şekillendiren değerler vardır. Beğendiğimiz ve uygulamaya çalıştığımız yak...

